(1) Bu hava içinde oligarşinin 12 Mart darbesi gelmiş ve ortamın bütün yalancı pehlivanlarını, "keskin Donkişotlarını" darmadağınık etmiştir.
(2) Esas metin: "Bu hareket revizyonizmin uzun yıllar etkin olduğu bir ortamda yeşermiş, gelişmiş ve güçlenmiştir. O yüzden işler ne kadar sıkı tutulursa tutulsun, başlangıçta şu veya bu ölçüde bu ortamın izlerini içinde taşıyacaktır. Tersini düşünmek idealizmdir. Bu kalıntılar savaş içinde, savaşıla savaşıla atılacaktır." [yayıncının notu]
(3) Uluslararası revizyonizm, buradan hareket ederek emperyalizmin özünün değiştiğini, bu yüzden de Leninizmin ve evrensel tezlerinden birisi olan "şiddete dayanan devrim" tezinin geçersiz olduğunu iddia etmektedir. Oysa değişen öz değil biçimdir. Emperyalizm bir sistem olarak çökene kadar da Leninizmin evrensel tezleri geçerliliğini muhafaza edecektir.
(4) Amerikan savaş mekanizması garip şekilde
ve aşırı ölçülerde büyümüştür.
Ekim 1961'de American Nation dergisi;
Fred Cook'un 'Jaggernsut, Savaşa Yönelen Devlet' adlı
incelemesini bir özel sayıda yayınladı. 'Sınai-asker
karması yani meslekten yetişmiş askerler grubu ile savaş
malzemesi sayesinde zenginleşen kapitalistler' Amerikan
politikasını gittikçe daha fazla tayin etmektedir. Akan
milyarlar, Pentagona bütün ülkeye yayılan ekonomik bir kuvvet
vermektedir. Silahlı kuvvetlerin aktifi, United States Steel,
American Telephone and Telegraph, Metropolitan Life Insurance,
General Motors ve Standart Oil of New Jersey şirketlerinin
toplam aktifinden üç kat büyüktür. Savunma bakanlığından
ücret ve maaş alanların sayısı... bu büyük şirketlerde
çalışan toplam işçi ve memur sayısından üç kat daha
fazladır. Cook'un belirttiğine göre, 1960-61'deki askeri
bütçenin aşağı yukarı 21 Milyar doları savaş malzemesi ve
askeri donatım satın alımı için sarf edilmiştir. Bu
siparişler ve girişimler, Amerikan ekonomisini askeri programa
sıkı sıkıya bağımlı kılmaktadır.
1960-61'de durum böyleydi. Son on yıl içinde
ise ekonominin askerileştirilmesi korkunç bir seviyeye
gelmiştir.
(5) Bu aşamada, bankalar gibi "para oyunları ile ilgili" örgütler mali oligarşiye yetmemektedir. Bu konuda emekli sandıkları, karşılık sandıkları, sigorta şirketleri gibi örgütler güçlerini artırmaktadırlar.
(6) Bu değişikliğe dikkat etmeyen sözde "sosyalist" tahlillere göre, Türkiye öteki sömürge ülkeler gibi değildir. Hatta bazılarına göre işgal nispidir. Kimileri bu yanlış değerlendirmeden sosyalist devrim stratejileri çıkarırken, bir kesimi de Sovyetik modele uygun devrim tabloları çizmektedir.
(7) III. bunalım döneminde, emperyalizmin
sömürü metodunda yaptığı değişikliği yani
yeni-sömürgeciliğini bu dönemin muzaffer proleter
devrimcilerinden E. Che Guevara, 1961'de Verde Olive dergisinde
yayınlanan "Küba; Ayrı Bir Olay mı Yoksa Emperyalizme
Karşı Savaşın Öncüsü mü?" makalesinde [M. Çayan'ın
alıntı yaptığı makale "Latin Amerika Devriminin Taktik
ve Stratejisi" dir. [yayıncının notu]] şu şekilde
belirtmektedir: "...hala ayakta duran eski feodal
yapıları yıkmak ve milli-burjuvazinin en ilerici unsurları
ile ittifak kurmak onların da (emperyalistlerin de) işine
gelmekte, bazı mali reformlar yapmaya, toprak mülkiyet
rejiminde bazı değişiklikler meydana getirmeye, tercihen
tekniği ve hammaddeleri Amerika Birleşik Devletlerinden ithal
edilen tüketim mallarına dayanan mutedil sanayileşmeye bir
itirazları bulunmamaktadır."
En mükemmel formül, milli-burjuvazinin
yabancı çıkarlarla işbirliği yapmasıdır; böylece birlikte
o ülkede yeni sanayiler kurarlar, bunlar için gümrük
indirimleri elde ederek bu sayede rakip emperyalist ülkeleri
tamamen bertaraf ederler ve ayrıca bu suretle elde ettikleri
karlarını gevşek kambiyo yönetmeliklerinin himayesinde
ülkeden dışarıya çıkmasını sağlarlar.
Bu çok yeni ve daha akıllıca sömürü
sistemi sayesinde, (milliyetçi) ülkenin bizzat kendisi,
muazzam karlara imkan veren imtiyazlı gümrük tarifeleri
çıkarmak suretiyle Amerika Birleşik Devletleri'nin
çıkarlarını korumayı üzerine alır. (Tabii Amerikalılar bu
karları gerisin geriye ülkelerine götürürler). Malın
fiyatı da böylece ortada rekabet diye bir şey kalmayınca
tekeller tarafından tayin edilir. "Bütün bunlar
ilerleme için ittifak projelerinde yansır. Bu ittifak
emperyalizmin ülkedeki devrim şartlarının gelişmesini
durdurmak için, karların küçük bir kısmını milli
sömürücü sınıflar arasında dağıtmak teşebbüsünden
başka bir şey değildir. Amaç bu sınıfları en çok
sömürülen sınıflara karşı emperyalizmin sağlam
müttefikleri haline getirmektir. Başka bir söyleyişle,
ittifak, iç çelişkileri mümkün mertebe ortadan kaldırmaya
çalışmaktır."
Bunları söyledikten sonra Che, içinde
bulunduğumuz dönemde, emperyalistlerarası çelişkilerin
savaşla çözümlenmesinin olanaksız olduğunu belirterek,
bizim gibi ülkeler için kader tayin edici siyasi ve ekonomik
bunalım olarak, emperyalizmin ve yerli müttefiklerinin (Che yerli
yerine milli kavramını kullanmaktadır) bu dönemdeki
korkunç krizlerinin gerekli olan objektif şartı
oluşturduğunu söylemektedir: "Bugün tayin edici
unsur, emperyalizm ve milli burjuvazi cephesindeki
kaynaşmadır."
(8) Bu çizginin kitleleri bilinçlendirme
politikası:
- Merkezi periyodik bir yayın organı (Siyasi
gerçekleri açıklama kampanyasının bir aracı olarak.
- Broşürler
- Nakil ip görevini yapan merkezi organın
dağıtım şebekesinde, mahaller birim alınarak örgütün
bürokratik kademelerini kurma.
- Ve de sözde askeri hareketlerin (silahlı
propaganda değil!) asgari örgütlenmesi.
Bütün bunlara revizyonistler stratejik
örgütlenme derler. Önce bu sözde stratejik örgütlenme
için çalışılır. Ancak, oligarşinin baskı ve tenkil
politikasının ağır şartlan altında:
- Merkezi periyodik yayın organı ve
broşürler çıkarmak.
- Klasik sözde kitle çalışması ile
devrimin "taze kuvvetlerini" oluşturmak.
Henüz oluşum halinde olan ve asla da
stratejik örgütlenme aşamasında olmayan örgütün
yöneticilerinin ve önde gelen üyelerinin çalışmaları,
dergi ve broşür çıkarmaya ve de dağıtmaya teksif eder.
Karşı-devrimin baskı şartları altında
örgüt bir türlü silaha sarılacak seviyeye gelemez. Zaman
geçer.
Asgari örgütlenme için şartlar bir türlü
hazır olmaz. Giderek örgüt tam bir bürokratizmin batağına
saplanır. Üyelerdeki savaşçı ruh (eğer varsa) yiter.
Elemanlar merkezi organın çıkmasını bekleyen gazete
bayilerine dönerler. Dağıtılması güç, okuyucusu fazla
olmayan gazete bayileri halinde "işçi-köylü bölge
komiteleri" iki üç sözde yönetici pasifistin gevezelik,
entelektüel tartışma ve de rapor alan, rapor veren bir
bürokratik mekanizması haline dönüşür.
Aşırı gizlilik ile gevezelik ve
laçkalık beraber gider. İllegalitenin çarkları pasifizm
adına döner. Arada bir hazırlop para gaspı işi olursa,
merkez birkaç kişiyi tayin ederek bu işin yapılmasını
organize eder. Böylece örgütün çok yönlü çalışmayı
başarıyla yürüttüğü kanısına varılır. Haftalar, aylar
stratejik örgütlenmeyi ve de askeri eylemler için asgari
örgütlenmeyi tamamlama hikayesi ile, "büyük işler
planlanıyor" havası içinde, gevezelik, yazı-çizi
işleri ile geçer.
İşte silahlı mücadeleye sözde evet diyen
pasifizmin çalışma tarzı pratikte budur. Yaptığı bütün
iş, ideolojik mücadele paravanası altında, emperyalizm ve
oligarşiye karşı, halkın devrimci savaşını sürdüren
devrimcileri eleştirmek, onlara kara çalmaya çalışmak,
silahlı propagandanın sağladığı sempatiyi kafaları
bulandırarak dağıtmaya çalışmaktır. Oportünizmin,
emperyalizmin soldaki uzantısı olması esprisi budur.
(9) 18. yüzyılda, Osmanlı toplumunda
-toplumun iç dinamiğine ilişkin engelleyici faktörlerin
bulunmasına rağmen- feodal üretim biçimine kıyasla daha
ileri bir üretim biçimi olan kapitalizmin oluşumu kendisini
göstermiştir.
a) Tarım, zanaat ve ticaret birbirinden
ayrılmış, belli bir ticari ve tefeci sermaye birikimi meydana
gelmiş;
b) Verimli yatırımlara yönelik zihniyet
gelişmiş ve
c) Serbest işgücü doğmuş
d) Belli bir sermaye birikimini elinde tutan ve
verimli yatırımlara yönelen yerli burjuvazi
çekirdekleşmiştir.
Denilebilir ki, Osmanlı toplumunun
otodinamizmi -güçlü olmamasına rağmen- kapitalizmin
bağımsız gelişmesi, sanayi devriminin yapılabilmesi için
elverişliydi.
Kapitalist düzene geçilememesinin ve Avrupa
kapitalizminin sömürü sahası olmasının nedenlerini şu
şekilde özetleyebiliriz:
a) Dünya ticaretinin mihrakı durumunda olan
Anadolu'nun yeni deniz yollarının bulunması ile bu
özelliğini yitirmesi, deniz ticaretinin önem kazanması.
b) Avrupa'nın Asya, Afrika, Amerika ve
Hindistan'ın insan gücü ve doğal kaynaklarını yağmalayarak
elde ettikleri büyük sermaye birikimi.
c) Avrupa'da vurucu gücü büyük, ateşli
silahlarla donatılan profesyonel orduların kurulması, vs.
Bütün bunlar Batı Avrupa ülkelerinin
toplumsal yapılarında ileriye doğru atılımın, modem
kapitalizmin oluşumunun sıçrama tahtası olurken Osmanlı
toplumunun kapitalist düzene geçmesine dış engel teşkil
etmişlerdir. (Daha etraflı bilgi için bkz. Savunma)
(10) oluşum, embriyon [yayıncının notu]
(11) Modern bir sosyal sınıf olmayan küçük-burjuvazi -açık işgal şartları hariç- emekçi halk kitlelerini uyandırıp, onları yüzyılların feodal uyuşukluğundan kurtaracak güçlü bir devrimci hareket yaratma kabiliyetinden yoksundur. Bu bakımdan Osmanlı milliyetçi asker-sivil aydınların bulanık milli ve devrimci hedeflere yönelik hareketleri daima zayıf ve cılız olmuş, halk kitleleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olamamış, genellikle [halk kitleleri] bu hareketlerin seyircisi olmuşlardır.
(12) zorbalık [yayıncının notu]
(13) Bu sorunun bu şekilde tespit edilmesi,
1972'nin Türkiye'sinde gerilla savaşını sürdüren partimizin
(içinde bulunduğumuz devrimci öncü savaşı aşamasında)
ittifaklar politikası açısından son derece önemlidir.
Küçük-burjuva aydın çevrelerde asgari müşterek içinde
olacaklarımız kimlerdir? Bu sorunun cevabı, Kemalizmin doğru
tanımlamasında yatmaktadır. Ayrıca bu tanımlama kitle
çizgisinin tespiti açısından da önemlidir. Şöyle ki,
Kemalizmi bir ideoloji, asker-sivil aydın zümrenin bir
ideolojisi olarak ele alırsak takip edilecek kitle çizgisi
ayrı olur; Kemalizmi asker-sivil aydın zümrenin sol
kanadının, emperyalizme karşı, milliyetçilik tabanında
takındıkları, milli kurtuluşçu politik tutum olarak ele
alırsak ayrı olur. Çağımızda sosyalizmin dünya çapında
sahip olduğu prestijden ve SSCB'nin radikal devrimci-milliyetçi
hareketlerin baş desteği olmasından dolayı, bugün
devrimci-milliyetçiler de kendilerini sosyalist olarak lanse
etmektedirler. Bu nedenle ülkemizdeki pek çok Kemalist bugün
kendisine sosyalist demektedir. Bilindiği gibi geri
bıraktırılmış ülkelerdeki küçük-burjuvazinin niteliği,
kapitalist-emperyalist ülkelerdekinden farklıdır. Bu
sınıfın emperyalizme ve yerli hakim sınıflara karşı tavrı
homojen değildir. Tavır bakımından bu sınıfı üç grupta
mütalaa etmek gerekir. Bu gruplardan birisi, gerici-ittifakın
içinde yer alır, biri de "kontrol kule"sine çıkarak
sonucu bekler. Üçüncü grup ise "radikal-ulusal"
sınıfların hareketine katılır; milliyetçilik tabanında
anti-emperyalist bir tavır alır.
İşte Kemalizm, küçük-burjuvazinin en sol,
en aydın kanadının milli kurtuluşçu politik tutumudur.
Bizim, öncü savaşındaki, küçük-burjuva
aydın çevrelerde asgari müşterek içinde olabileceğimiz,
"hem dostluk, hem mücadele" ilkesini
uygulayacağımız, müttefik sayacağımız kesim, bu Kemalist
kanattır. Evrimci düşünceye sahip, bütün küçük-burjuva
aydınlarını, Kemalist sayarak, onların bugün eylemlerimiz
karşısında takındıkları olumsuz tavırlara bakarak;
"eyvah demokratik çevrelerden koptuk, sola saptık"
demek, Kemalizm esprisini hiç anlamamak demektir. Bugün, özel
olarak asker-sivil aydın zümrenin, genel olarak
küçük-burjuvazinin sağ kanadı, kesin olarak oligarşinin
saflarındadır. Orta kanadı ise, 12 Mart öncesinde,
"kontrol kulesinden" bir radikal iktidar değişikliği
gözlediğinden kendisini sol tarafa doğru fırlatmıştır.
Şimdi ise, çaktırmadan iyice sağa yaklaşmıştır. Sol kanat
ise, tabiatı gereği (darbeci devrimci geleneği gereği)
asker-sivil aydın zümrenin sağ kanadı ile ittifak kurup
iktidara geleceği hülyaları içindeyken, 12 Mart darbesi
kafasına balyoz gibi inmiş, 12 Mart öncesi müttefiki olan
asker-sivil aydın zümrenin evrimci kanadının, kendisini
yapayalnız bırakarak oligarşinin koluna girip, Mart sonrası
balayına çıkması oligarşinin balyozu kadar etkili olmuştur.
Ve bugün bu demoralize hava içinde geri çekilip toparlanmaya
çalışmaktadır.
Öncü savaşı aşamasında olan THKP-C'nin
küçük-burjuva aydın çevrelerdeki müttefiki, ancak
Kemalistler olabilir. Onlarla olan ilişkilerimizde sağ kanadın
oligarşinin kesin müttefiki olduğunu, her zaman devrimci
saflara tarihi bir hareket anında ihanet edebileceğini,
nedenleri ile birlikte anlatmalıyız .Ortak cephe bu kanadın,
darbeciliğin çıkar yol olmadığını anlayıp, sağ kanadı
artık dostu olarak görmediği zaman mümkün olacaktır.
(14) Devrimin sosyal muhtevasından devrimin öncü sınıfını çıkartma diyalektik materyalizme aykırıdır.
(15) üç kağıtçılık, dolandırıcılık [yayıncının notu]
(16) Bu gelişmeye paralel olarak, emperyalizm de bürokrasi de yandaşlar bulmaya başlamıştır. Örneğin, "bu arada 'iş' karşılığı komisyonlar almış yürümüş, eski İstiklal Mahkemesi Başkanı ve İş Bankası İdare Meclisi üyesi İhsan Bey'in çevresi, yabancı silah tekelleri tarafından Deniz Kuvvetlerinin siparişi için rüşvetlere boğulmuştur." (Bkz. Savunma)
(17) Bu, devrimci-milliyetçilerin gücünün kırılması, nispi dengenin sona ermesi demektir.
(18) hareketsiz, katı [yayıncının notu]
(19) Sadece THKP-C'nin değil THKO'nun silahlı eylemleri de bu konuda etkili olmuştur.
(20) Pasifistlerin, emperyalizmin işgali altında olan ülkemizde meseleyi bu şekilde koymalarının Türkçe'si, "önce revizyonist çalışma yaparak, kitleyi ve kendimizi örgütleyelim, ondan sonra da devrimci mücadeleye başlarız" demektir. Oysa, barışçıl mücadele metotları temel alınarak yapılan örgütlenme asla savaşma aşamasına geçemez. Yunanistan örneği açıktır.
(21) Bunun pratikteki görünümü, halkın devrimci öncüleri ile oligarşi arasındadır.